Öncelikle insanı üzüntüye sokan birkaç neden sıralayalım.
1-Sevilen birinin trajik kaybı
2-Ölümcül bir hastalık
3-Yaşam boyu sürecek bir bedensel engel
4-İflas ya da yoksulluk
5-Yaşlılık ya da orta yaş bunalımı

Buraya sizin de ekleyecek bir çok nedeniniz olacaktır. Ancak bunlardan hiçbiri gerçek bir depresyona neden olmaz. Burada önemli olan, istenen ve istenmeyen olumsuz duygular arasındaki çizgiyi nasıl çizeceğimizdir. Peki, ‘Sağlıklı üzüntü’ ile ‘depresyon’ arasındaki fark nedir?

Aslında ayrımı çok basittir. Üzüntü; herhangi bir kaybı veya hayal kırıklığı yaratan olumsuz bir olayı çarpıtmadan tarif eden, gerçekçi algılar tarafından yaratılan normal bir duygudur. Depresyon ise; her zaman bir şekilde çarpıtılmış düşüncelerin neden olduğu bir hastalıktır. Örnek verecek olursak, sevdiğiniz birinin kaybında, haklı olarak “onu kaybettim, paylaştığımız dostluğu ve sevgiyi özleyeceğim” diye düşünürsünüz. Bu düşüncenin yarattığı duygular dokunaklı, gerçekçi ve istenen duygulardır. Duygular insanlığınızı kuvvetlendirip, hayatınıza bir derinlik katar. Bu sayede de kaybınızdan kazanırsınız.
Bunun aksine kendinize “bir daha asla mutlu olamayacağım, çünkü onu kaybettim” diyebilirsiniz. Bu düşünceler kendinize acıma ve umutsuzluk duygunuzu tetikler. Bu duygularda çarpıtmaya dayalı olduğundan sizi yener.

Bir kayıp ya da sizin için önemli bir kişisel hedefe ulaşma çabalarınızdaki başarısızlığın ardından depresyon ya da üzüntü gelişebilir. Üzüntü çarpıtma olmaksızın gelir. Bir duygu akışı içerisinde ve belli bir zaman sınırı içerir. Hiçbir zaman özgüveninizin azalmasını getirmez. Depresyonda ise, sürekli olma ya da sürekli tekrar etme eğilimini ve her zaman kendine güvenin kaybedilmesini getirir.
Depresyon, net olarak sağlığın bozulması, sevilen birinin kaybı ya da bir işin başarısızlığı gibi belirgin bir stresin ardından ortaya çıkabilir. Bazen, bu dönemi tetikleyen stresli olayı belirlemek daha zordur ve bu depresyonun nedeni ‘çarpıtılmış düşünceler’dir. Hiçbir uyumlu ve olumlu fonksiyonu olmadığı gibi, acı çekmenin en kötü cinslerinden biridir. Bundan sıyrıldığınızda elinizde kalan şey yıpranmışlığınızdır.

Gerçekten olumsuz bir olay olduğunda duygularınız, düşünceleriniz ve algılarınızla şekillenecektir. Hisleriniz, olanlara yüklediğiniz anlamlardan oluşacaktır. Çektiğiniz acının önemli bir kısmı düşüncelerinizdeki çarpıtmalar yüzünden olacaktır. Bu çarpıtmalardan kurtulduğunuzda ‘gerçek problemle’ uğraşmanın daha az acı verdiğini görürsünüz.

Örn. Birçok insan, iş değişikliğini ya da geçim kaynağını kaybetmenin korkusu ve kaygısı içinde yaşar. Kişinin değeri ve mutluluk kapasitesinin direk olarak mesleki başarıya bağlı olduğunu düşünür. Bu değer yargısına bakarak, depresyonun maddi kayıp, iş başarısızlığı, ya da iflasla bağlantılı olduğunu düşünmek çok açık ve gerçekçidir. Oysa, gerçek neden başarılı olunan birçok alanı göz ardı etmek değil midir?

Bunun yerine, kişinin değersiz biri olmadığı, kendisine ve başkalarına katacak bir şeyleri varsa, onun yaşamda olması bir kişi için bile fark yaratıyorsa, sevgi gösterme; anlayış, destek, dayanışma, dostluk, sosyalleşme ise, kendisine güveniyor ve saygı duyuyorsa, başkaları da ona güveniyorsa, var olması başkaları için bir anlam yaratıyorsa o kişi değersiz bir insan değildir.

Hayat kaybı, bir organın – uzvun kaybedilmesi, iş kaybı, sevdiğinin birinin kaybı, yaşamdaki değer verdiğimiz birçok şeyin yitirilmesi üzerimizde üzüntü yaratır ve bu üzüntüyü kontrol altına alamadığımız zaman depresyon içerisine girer, içinden çıkılması zaman ve uğraş alan bir sürüce kendimizi sürükleriz.

Üzüntü, yaşamımızın her anında karşımıza çıkabilecek bir duygu durumudur. Burada amacımız ‘sağlıklı üzüntü’ yani acı çekmeden üzüntüyü yaşamak olmalıdır.

Psk. Tülay Ünlüevcek